FATMANUR BEKEN
BALKAN GÖÇMENLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
Son yıllarda Balkanlarda yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimiz ile ilgili yapılan çalışmalar gündemde sıcaklığını koruyor. Bursa’ya gelince çok göç alan sosyal yapısıyla konuyla daha ilgili. Bunun yanında kurulduğu tarihten bu yana gerek yerel gerek ulusal platformlarda ciddi çalışmalara imza atmış olan Bal-Göç Balkan Türklerinin güçlü ve köklü sesi olmaya devam ediyor.
Bursa merkezli sivil toplum kuruluşu Bal-Göç’ü, tüm yanlarıyla, Genel Başkan Prof. Dr. Emin Balkan ile konuştuk. 1960 Bursa doğumlu olana Balkan, eğitimini Bursa’da tamamlamış. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1983 yılında mezun olduktan sonra Edirne’de mecburi hizmetini yapmış. 1986’dan beri Tıp Fakültesinde çeşitli kademelerde görev yapan Prof. Dr. Emin Balkan, halen Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalında burada görev yapıyor ve aynı zamanda, Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Başkanlığını da yürütüyor. Evli ve bir çocuk babası olan Balkan’ın ailesi 1951 yılının ilk aylarında Bulgaristan Kırcali’den Bursa’ya göç etmiş.
25 YILLIK BİR SOSYAL DİRENİŞ Biliyorsunuz değerli okurlar, 1970’li yıllarda Balkanlar’da Türklere ve Müslümanlara karşı uygulanan insan hakları ihlalleri başladı. Öyle ki burada yaşayan insanlarımızın isimleri dahi yabancılaştırılıyor ve Türk ve İslam kültürünün ortadan kaldırılmasına yönelik adeta bir soykırım uygulanıyordu. Böyle bir dönemde kurulan Bal-Göç kısa bir sürede icraatlarıyla adından söz ettirmeyi başardı. Bu haksızlığı dünyaya duyurmayı ve kamuoyu oluşturup insanların dikkatini yapılan bu yanlış uygulamaya çekmeyi hedefleyen bir misyonla yola çıkan Bal-Göç artık 25 yıllık bir STK.
DERNEKTEN FEDERASYONA Balkanlarda 1970 li yıllarda, öncelikle o topraklarda yaşayan Müslüman azınlık olan Pomak , Romen olmak üzere ve sonrasında Türkmen kardeşlerimize karşı başlayan bu ihlaller 1984 yılı sonlarında doruğa ulaştı. Sömürünün son çizgisi olarak kamuoyunda, Bulgaristan’da Türk yoktur şeklinde haberler çıkmaya başladı. O dönemlerde uygulanan ambargolardan dolayı oradaki insanlarımızla direk bağlantı kurulamıyor dolaylı yoldan bu bilgilere ulaşılabiliyordu. Bal-Göç böyle bir tablo içinde profesyonel bir dava örgütü olarak istihbaratını devlet yetkilileri ile paylaşıyor olayların akışında etkili olmaya çaba sarf ediyordu. Tabi bunun bir şekilde dünyaya duyurulması gerekiyordu. Hikâyenin geri kalanını Emin Balkan’dan dinliyoruz. ‘O zamanki rahmetli Mümin Gencoğlu liderliğinde ki grubumuz Bulgaristan olaylarının akışını devlet yetkilileri ile paylaşıyor. Aralığın sonunda Bulgaristan’da çıkan olaylarda şehit verilmesiyle beraber hemen akabinde fikir ağabeyimiz rahmetli Gencoğlu’nun liderliğinde, resmi müracaatıyla 17 Ocak 1985 tarihinde Bal-Göç resmiyet kazanıyor. O ilk günlerde öncelik, Bulgaristan’da Türklere uygulanan bu insan hakları ihlaliyle ilgili bir kamuoyu oluşturmak. Bu amaçla çeşitli yerlere gidiliyor, mitingler ve eylemler yapılıyor. Bu sıkıntıyı gündeme taşıyarak ses getiren Bal-Göç çok kısa bir sürede, üstlendiği bu misyonla bakanlar kurulunun dikkatini çekiyor ve 1987 yılında kamu yararına dernek statüsü kazanıyor. Ve Bursa Bal-Göç’ün teşvikiyle İzmir Bal-Göç ve Kocaeli Bal-Türk kuruluyor. Ve çalışmalar oralara kadar uzanıyor ve bu 3 genel merkez bir araya gelerek 1987’de Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu’nu oluşturuyor. Federasyon çatısı altında bu faaliyetlerimizi daha yoğun götürürken, 1989 sonlarında zorunlu göç yaşıyoruz. Kamuoyu oluşturmak ve insanımıza yapılan haksız eylemleri bertaraf etmeye çalışırken göçün sıkıntısı hemen ardından geliyor. İnsanlarımızı kısa sürede Türkiye’ye sokmak, karşılamak, onların iaşesine destek vermek, iş bulmak şeklinde bir çeşit yardımı yaparken yerel yöneticilerin ve devletin müthiş katkısını yanımızda hissediyoruz.’
BALKANLARA İNSANİ YARDIMLAR O yıllar ve yapılan insan hakları ihlalleri hafızalarımızda o kadar taze ki Emin Bakan’ı dinlerken nasıl zorlu bir sürecin yaşandığını hatırlamak üzüntü veriyor. Ve anlatmaya devam ediyor. ‘1989 yılındaki göçün ardından 1990’lı yıllarda Bulgaristan’da demokratik bir sürecin başladığını görüyoruz. Türkiye’ye göç eden yurttaşlarımıza çözüm üretmeye çalışırken, bu sefer Bulgaristan’da bulunan yurttaşlarımız sıkıntı içinde varlık göstermeye çalışıyorlar. Açlık ve yokluk diz boyu. İşte o zaman Bal-Göç Bursa’da ki ve diğer şehirlerdeki oluşumlarıyla, tüm Türkiye’de ki sanayici ve iş adamlarının katkılarıyla Türk-Bulgar ayırımı yapmadan, oraya yardım elini uzatıyor. Gıda yardımı ya da çeşitli yardımlar ulaştırıyor o bölgelere. Bu şekilde süreç öyle hızlı işledi ki 25 yılı doldurduk bu gün.’
‘BİZİM EMİN KOŞ’ Bu 25 yılın içinde Bal-Göç’te dört genel başkan görev yapmış. Rahmetli Mümin Gencoğlu, Hasan Altunsoy, Turan Gencoğlu ve Emin Balkan. Tıp Fakültesinde genç bir hekim olan Emin Balkan 1989 göçüyle Türkiye’ye gelenler noktasında o dönem Bursa’da koşturan önemli bir isim. Öyle ki sağlık hizmeti gerektiğinde fakülte ayağında ‘Bizim Emin koş’ diyorlar. Emin Balkan 1997 yılında ki üyeliğinin ardından 1999 yılında Bal-Göç yönetiminde görev alıyor. Ve ardından da sekiz yıldır derneğin genel başkanlığı görevini yürütüyor. Yanı sıra Federasyon Başkanlığı görevi de Emin Balkan’da. Federasyonun öncülüğünde, Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu’nun kuruluşunda Bal-Göç çekirdek görevi üstleniyor. Emin Balkan burada ise genel başkan yardımcılığı görevini sürdürüyor. Tabi Bal-Göç bir sivil toplum örgütü fakat ilk planda yaptığı faaliyetlerle 1989 göçünde gelenler Bal-Göç’ü bir kamu kuruluşu olarak algılamış. Sıkıntısı olduğunda burada çözüleceğine inanmış. Çözüme ulaşan konular olmuş, olmayanlara gönül konulmuş. Emin Balkan tüm bu problemlerin çözümü noktasında yerel ve merkezi hükümetlerle beraber çözüme ulaşılmaya çalışıldığının üzerinde duruyor. Derneğin amaçlarını anlatan Balkan şunları kaydediyor.
KÜLTÜR VE DAYANIŞMA ‘Bal-Göç bir sivil toplum örgütü. Bizim belli amaçlarımız var. Bunları özetlemek gerekirse, önce kültür ve dayanışmadan bahsetmek gerekir. Dayanışma öğesini ele alırsak, bu kadar göçe rağmen hala Balkanlar’da yaşayan 10 milyon soydaşımız var. Orada yaşayan Türk ve akraba topluluklarının sıkıntılarını tespit etmek çözüm yolları üretmek ve Türkiye’de çeşitli illerde yaşayan balkan göçmenlerinin de aynı şekilde sıkıntılarını bilmek ve çözüm noktalarında yardımcı olmak durumundayız. Göçe rağmen kültürel değerlerin korunması ve yaşatılmasının önemine değinen Balkan şöyle devam ediyor sözlerine. ‘Türkiye yalnız yakın tarihte değil 133 yıldır göç alıyor. 93 harbi diye bildiğimiz tarihten bu yana, göçmenler arasında dayanışmanın birinci aşaması, hem balkanlarda yaşayan Türklerin, hem de buraya göç etmiş olanların kendine ait kültürel değerlerini korumak, yaşatmak öğretmek, sonraki nesillere aktarmak. Bizim en önemli görevimiz bu. Hem ülkemizde balkan kültürünü öğretmenin yanında, Balkanlarda da çok zorluklar yaşayarak kültürünü hayatta tutmak için çaba sarf eden, uluslar arası sistemin Türk kültürünün ortadan yok edilmesi fikrine karşı direnmeye çalışan insanımızın, Türk kültürünü yaşatma çabasına destek vermek. İşte bu konuda yoğun faaliyetlerimiz var.’ Atalarımızın o topraklara hâkim olduğu dönemlerde Balkanlar’da barış rüzgârları esmekteydi. Osmanlının gölgesinde yaşayan halklar asırlarca o topraklarda sıkıntısız var oldular. Sonrasında zor bir süreç geçirildi. Şimdi ise yine demokrasi rüzgârları esmeye çalışıyor. Kardeşlik ve dostluk ilişkileri geliştirilmeye çalışılıyor. İşte Bal-Göç yerel, ülkesel ve uluslar arası boyutta ve her koşulda bu barış sürecine katkı sağlamaya çalışıyor. Faaliyet alanları çok geniş. İş, işçi, eğitim gibi farklı birimlerde Bal-Göç ün çalışmalarını görebilirsiniz. Bal-Göç bu çalışmalarda siyasi bir taraf mı? Hayır. Türkiye’de çok değişik gruplar var. Bal-Göç ise partiler üstü bir tutumla yoluna devam etmekte. Çünkü yerel ve merkezi hükümetlerde hangisi olursa olsun düşüncelerini paylaşıyorlar. Emin Balkan yurt dışındaki tutumlarını söyle anlatıyor. ‘Fakat Balkanlarda tarafız. Orada Türk ve Müslüman kardeşlerimizin yanında olan partilerin yanındayız ve onların yönetimde daha etkin olması için onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bazen bu ülkelerde bulunan yönetimler bizden rahatsız oluyorlar çünkü gücümüzün ve etkimizin farkındalar. Fakat biz bu gayretlerimizde asla o ülkenin yönetimini yıkıcı faaliyetlerde bulunmuyoruz. Biz dostluk ve kardeşlik ortamı içinde o ülkelerde yaşayan Türk ve Müslüman yoldaşlarımızın yanında olmak gayretindeyiz. O ülkenin vatandaşı olarak oralarda kalmaları, kimliklerini koruyarak göç etmek zorunda bırakılmamaları yönünde etkili olmaya çalışıyoruz. Çoğu balkan ülkesi geçmişte doğu blokunun yönetimi etkisi altındaydı. Şimdi oralarda demokratik sistem hâkim. Tabi onlarda yaşadıkça bunun gerekliliğini öğreniyorlar. Bizde onlara bu noktada destek vermeye çalışıyoruz. Türk ve Müslüman kardeşlerimize bu yönde yardımcı olmaya çalışırken orada yaşayan halklara da bu anlamda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ekonomik ve ticari yönden ilişkilerimizin arttırılması içinde elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.’
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DESTEĞİ Bal-Göç federasyonunun faaliyetlerini takip eden, kendilerine yapılan müracatı değerlendiren Birleşmiş Milletler (BM) Ekonomik ve Sosyal Konseyi, Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu'na (BGF) özel danışmanlık statüsü tanıdı. Hatta bir sonraki basamakta Hazar ve Balkanlar’da bu bölgenin danışmanı konumunda olmalarını sağlıyor. Yani hazar ve Balkanlar’da bu komisyona üye olmak isteyen ve her hangi bir faaliyet yapmak isteyenleri Bal-Göç danışmanlığında onlara yani Birleşmiş Milletlere yönlendiriliyor. Bal-Göç’ün bir üst kademesi olan federasyon resmi olarak biliniyor ve bu noktada çalışıyor. Son yıllarda balkanlarda yapılan çalışmaların bir değerlendirmesini Prof. Dr. Emin Balkan’a sorduk. Ve bu çalışmaların bazı çevrelerce gereksiz görüldüğünü hatırlattık. Yerelde bu kadar sıkıntımız var iken orada yapılan yatırımların meşruiyetinin bazı çevrelerce eleştirildiğini hatırlattığımızda Emin Balkan konuya dair şunları kaydetti.
BALKANLARDA YAŞAYANLAR BİZİM İNSANIMIZ ‘Öncelikle şunu bir netleştirelim. Balkan ülkelerinde bizim atalarımız yaşamıştır. Balkan ülkelerinde yaşayan Türk ve akraba topluluğu yabancımıdır? Bizden birimidir? Bunlar Türk milletinin mensubu ve geçmişten bu güne kadarda bu milletin mensubu olmaktan keyif duyan insanlardır. Ana dili Türkçe olanlar var orada yada ana dili Türkçe olmayan Arnavut, Boşnak, Pomak kardeşlerimiz var. Hepsine baktığımızda alt kimliklerine hiç bakmadan nereye giderlerse gitsinler ben Türküm derler. Türk milleti mensubu olmanın gururunu yaşarlar. Ve onlar şöyle derler. ‘Kader bizi öyle bir tablo içine soktu ki 93 harbinden sonra misaki milli sınırları dışında kaldık. Türk ve Müslüman bir millet olmanın bedelini en ağır şekilde ödedik fakat davamızdan vazgeçmedik. Ödemeye devam ediyoruz.’ İkili ve uluslararası anlaşmalara rağmen maalesef bu insanlarımız çoğu yerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekteler. Ve bunların en büyük güvencesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı. Yani mensubu olduğu Türk Milleti. Şu anda Türk milletinin anavatanı Türkiye. Fakat bir çok ülkede Azerbaycan’da Kafkaslar’da Balkanlar’da bizim insanımız var. Önce işte bunu anlamamız gerekiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun orada bulunan Türkler bizden biri. Onların, bulundukları topraklarda insanca yaşayabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin görevlerinden biri. Bizler Ne kadar oralarda etkin olsak bile, oralarda ki mevcut yerel yönetimler bizim kendi öz değerlerimizi korumak üzere, çaba sarf etmiyorlar. Eğer bir yerden yol geçecek ise bizim Osmanlı-Türk eserlerinin, tarihi eserlerimizin ya da mezarlıklarımızın üzerinden geçiriyorlar. Camimizi müzeye çeviriyorlar. İkili anlaşmalardan hareketle devletimiz bazen bunu engelleyebilse de bizim gücümüzde belli oranda etkili olabilse de son yıllarda yaygınlaşan kardeş belediyecilik kavramı hem oradaki kardeşlerimizle hem de diğer halklarla ilişkilerin kaynaşması ve bu tür çalışmaların kontrollü bir şekilde yapılabilmesi açısından çok önem arz etmekte. 1980’li yılların başından itibaren yoğunlaşan kardeş belediyecilik anlayışı Bursa’mızda da yaygınlaşmış durumda işte bu noktada devletin gidemediği, bizim gücümüzün yetmediği noktada, yerel yönetimler konuya hâkim olabilmekte. İlişkiler arttırılırken orada katkı verilen yerler, genelde bizim insanımızın yaşadığı alanlar oluyor. İşte bu imkânların uygulanabilir olması açısından kardeş belediyecilik çok önemli. Şehrimizde Büyükşehir Belediyesi Ve Osmangazi Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimlerin yaptığı da budur aslında. Bunu eleştirmekten öte bu faaliyetlerin yanında olmak gerekir. Sadece belli bir gruba dâhil insanlarımızın değil tüm Anadolu insanının bu durumdan memnun olması gerekir.’
ECDADIN AYAK İZLERİ Emin Balkan’ı dinlerken geçen sene görme şansı bulduğum o topraklarda ki insanımız geldi gözümün önüne. Sadece ziyaret amaçlı orada olmamıza rağmen nasılda heyecanla bizi karşıladıklarını hatırladım. Kosova’da Makedonya’da gördüğüm Osmanlı eserlerinin mükemmel mimarisi ve halen içinde Kur’an öğrenmeye çalışan yavrularımız geldi hayalime. Yalnız balkanlardan göç edenler değil diğer bölge halklarımızdan vatandaşlarımızda oralara gidip, benim gördüklerimi görseler bu düşünceleri değişecektir. Her adımda onları ecdadımızın bıraktığı tarihi eserler karşılayacak ve bu gurur onlara yetecektir. Biliyoruz ki yalnız kardeş belediyecilik değil kardeş okullar projesiyle de bu anlamda yoğun gelişmeler yaşanıyor. Bize karşı ön yargılı olan yabancı uyruklu genç nesiller, velileri ile beraber bu ülkeyi ziyaret ettiğinde yeni bir bakış açısıyla dönüyor evine. Ve bize pozitif geri dönüşler oluyor. Ve yine biliyoruz ki, oralarda örneğin camilerimizde din görevlisinin maaşını ödeyemeyen sıkıntı içinde olan yerleşim yerlerimiz var. Ve bunlar içinde Diyanet İşleri Başkanlığımızca iki yılı aşkın bir süredir kardeş müftülük projesi hayata geçirilmiş durumda buda çok güzel bir uygulama. Tamam, burada benim şehrimde yatırıma ihtiyaç var iken neden balkanlara gidilsin diye düşünenler olabilir aramızda. Fakat unutmamalılar ki burada yaşayan vatandaşlarımızın kardeşleridir orada yardım elini uzattıklarımız. Akrabalarımızdır. Bursa’nın yarı nüfusunun yarısı akrabalık bağıyla bağlı oralara. Emin olun değerli okurlar gidip görmekte fayda var. Belki bir süre sonra onlar ekonomik olarak daha iyi şartlara kavuşacaklar nitekim birkaç balkan ülkesi Avrupa birliğine üye. Belki bir süre sonra onlar bize katkı sağlayacak.
BAKAN ÇELİK BİZİM İÇİN ŞANS Prof. Dr. Emin Balkan Devlet Bakanı FARUK Çelik’in Bursa için bir şans olduğunu, bu şehrin sosyal pozisyonunu çok iyi bilen ve yıllardır siyasi yaşamın içinde ve cemiyet hayatında bulunan Bakan Çelik’in dış Türklerden sorumlu devlet bakanı olmasıyla beraber, gerek Balkanlar gerekse Kafkaslarda ve dünyanın her yerinde yaşayan Türkler için çalışmaların hızla ve sistemli şekilde devam ettiğini belirterek şunları söylüyor. ‘Faruk Bey bizim için bir şans. Bizlerde onun için elbette öyleyiz. Bursa nüfusu yoğunlukta Balkan ve Kafkaslardan göç edenlerin yaşadığı bir şehir. Ve bunların kendine ait sıkıntıları var. Hem göç edenlerin hem orada kalan akrabalarının. Dolayısıyla Sayın Bakan bu sıkıntıları, beklentileri biliyor. Uzun yıllardır siyasetin içinde cemiyet hayatının içinde olan biri olarak konuya vakıf. Dış Türklerden sorumlu devlet bakanı olarak, konuyu hiç bilmeyen biri olsa idi konuyu ona aktarmakta sıkıntı yaşardık. Fakat beklentilerimizi bildiği için detay paylaşımı yapıyoruz sadece ve göreve geldiği gibi zaten bununla ilgili bir başkanlık tesis edildi ve bakanlar kurulunda onaylandı. Yakında alt yapısı oluşturularak faaliyetlerine başlayacak. Bu çok önemli bir gelişme hepimiz için. Türk Cumhuriyetleri içinde önemli tabi bu gelişme. Çünkü TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Teşkilatı) da Sayın Bakanımıza bağlı ve tabi Diyanet İşleri Başkanlığı da.’
BAŞKANLIK YETMEZ BAKANLIK Başkan Emin Balkan Dış Türkler Başkanlığının önemini anlatan şu sözlerde devam ediyor konuşmasına. ‘Bu neden önemli? Örneğin, Kosova’da bir büyükelçimiz var diyelim. Oradaki sıkıntıları biliyor ve elinden geleni yapıyordu. Fakat oradaki görevi bitince yerine gelen kişi aynı heyecanı duyamayabiliyor, ya da konuya vakıf olabilmesi için belli bir süre geçmesi gerekiyordu. Şimdi kurumsal kimliğiyle devletin ilgili birimi oraya giderken, detaylı bilgisiyle gidecek ve merkezi bir otoriteyle hareket edilebilecek. Bu yönden Sayın Bakan Faruk Çelik’e teşekkür ediyoruz. Tabi bunun ötesinde arzumuz bakanlığa bağlı bir başkanlık değil, bir bakanlık oluşturulması yönündedir. Çünkü dünyanın her yerinde bir çok Türk vatandaşı var. Ve bunların en büyük güvencesi ve beklentisi Türkiye Cumhuriyeti. O zaman bunun bir an önce fark edilmesi gerekmekte. Ve dünya üzerinde bulunan Türk ve Müslüman vatandaşlarımızın gücünün bilinmesi gerekmekte. Çok sistemli çalışılması ve ileriye bakılması gerekmektedir.’
Bal-Göç Genel Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan, bölgesel hemşericilik yapmadan devlet adına ve millet adına çalışan bir vatansever. Vasıflı kişiler olarak sivil toplum örgütlerinin içinde yer alınması gerektiğine inanıyor. Şimdiye kadar siyasi arenada ya da yerel yönetimlerde görev almasıyla ilgili gelen teklifleri, üniversitedeki görevi ve mevcut başkanlıklarındaki yoğun tempodan dolayı ötelemiş. ‘İlerleyen zamanlarda verimli olabileceğimize inandığımız bir yerde devam etmek gerekirse, onu vakti geldiğinde düşüneceğiz’ diyor.
BURSA GÖÇ ŞEHRİ Bursa’nın göç alan bir şehir olması noktasında Bal-Göç ne yapıyor? Bursa’da tabi bu anlamda bir dinamizm var. Fakat alt yapımız sistemli olarak buna hazırlanmadığı için bu gün bunun sıkıntılarını hep beraber yaşıyoruz. Bu konuda Başkan Balkan’ın görüşleri şöyle. ‘Bal-Göç olarak biz göç edenlere elbette yarımcı olacağız fakat asıl amacımız göçü durdurmak. Bu insanların göç etmesine sebep olan etkenleri ortadan kaldırarak, onların bulundukları topraklarda kimliklerini korumaları noktasında üzerimize düşeni yapmak. Son yıllarda zaten göçün durduğunu gözlemliyoruz. İşte Bal-Göç bu noktada gerekeni yapmaya çalışıyor. Merkezi yönetimler ve yerel yönetimlerde işte bu yönde çalışmalar yapıyor. Balkanların yanı sıra Bursa’ya Anadolu’dan gelen bir göç var. Aslında burada bir sıkıntı var. Balkanlardan gelen göçün aksine Anadolu’dan gelen vatandaşımız maalesef iş imkanı bulabilmek düşüncesi ile hemşericilik anlayışına sığınıyor. Birçoğu vasıfsız işçi statüsünde olan bu insanların başka seçeneği olmuyor. Oysaki balkanlardan gelen insanımız her koşulda çalışabiliyor ve eğitimli. En az lise mezunu ya da iki meslek sahibi bu insanlar tercih edildiğinde ister istemez bölgesel ve etnik milliyetçiliği körükleyen bazı gelişmeler olduğunu görüyoruz. Bunu siyasilerde kullanıyor zaman zaman ve birbirini tetikleyen tehlikeli bir süreç yaşanabiliyor. Oysaki bu zenginlikten keyif çıkarmayı bilmemiz gerekmektedir. Bunu sağlayabilirsek göçün karşısında başarılı oluruz işte bölücü terör örgütünün nemalandığı bu oluşumun önüne bu şekilde geçmemiz gerekmektedir. Ve alt kimliğimizle uğraşmaktan öte Anavatan Türkiye kavramı altında hep beraber gelişmeliyiz.’
BAL-GÖÇ ZAMAN GÖREVE HAZIR Bal-Göç kurulduğu günden bu yana şubesini arttırmak tan öte, yapılan hizmet noktasında gündemde olmayı tercih etti. Bunun yanında başka bölgelerde federasyon kurdurup, orada bölgesel etkinliği sağlayıp, bir konfederasyon çatısı altında olmayı başardı. Ve şimdi 8 federasyondan oluşan bir konfederasyon halinde çalışmalarına devam ediyor. Buna rağmen Bursa ya bağlı on şubesi var. Güney Marmara’da daha etkin olması açısından Federasyon, Bursa Bal-Göç, Kocaeli Bal-Göç, İzmir Bal-Türk, Yalova BAL-Göç, İstanbul Kartal Balkanlar Derneği olarak beş merkezden faaliyetlerini sürdürüyor. Emin Balkan son olarak Bal-Göç ‘ün Başkanı ve Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyon Başkanı olmaktan duyduğu heyecanı paylaşıyor ve şunları ifade ediyor. ‘Bal-Göç etnik bir hemşeri derneği olmanın çok ötesinde, Türk milletinin mensubu olan insanların, yanında olmayı hedefleyen bir dernektir. Ayrım yapmaksızın hizmet için koşuyoruz. Bize düşen her görevde yardımcı olmaya hazırız. |