Fatmanur Beken
‘Han Duvarları’ Edebiyat tarihimizde hanların hikâyesine bu kadar dokunabilen bir başka şiir olduğunu sanmıyorum. Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu şiirde bahsi geçen han duvarlarında gördüğü, insan ruhunu yansıtan satırlar, aslında gerçek hayatın birer şahidi değil midir? Eski tarihlerde, uzun yolculuklar ardından insanoğlunun dinlenmek, sığınmak, güvende olmak, yemek yemek gibi asli ihtiyaçlarını gidermek üzere uğrak yeri olan bu hanlar, günümüzde tüm konforuyla hizmet veren beş yıldızlı otellerle eşdeğer.
GELELİM BURSA HANLARINA Bursalıyız, ama ne kadar biliyoruz her gün yeniden soluduğumuz bu şehrin tarihçesini? Bu toprakların nelere şahitlik ettiğini ne kadar merak ediyoruz? Tarihten günümüze kalan nadide eserlerin hikâyelerini, oturduğumuz sokağın adının nereden geldiğini, kaçımız merak ediyor? Ne kadar ait hissediyoruz bu şehre kendimizi? Dergimizin ilk sayısında Bey Sarayı’nın hikâyesini anlatırken sizlere, Tarihi Hanlar Bölgesine dair bilgiyi de bu sayımızda paylaşacağımızı söylemiştik. Akademisyen gözüyle Hanlar Bölgesinin tarihine ait bilgileri ve bu konu üzerinde ki değerlendirmeleri, Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu’ndan aldık. Aşağıda okuyacağınız satırlar eğer içinde kaybolmak isterseniz sizi, bir sinema filmi sahnesine götürecektir. Biz hocamdan dinlerken, geçmişte ticaretin en canlı haliyle yaşandığı, şimdiki adıyla Hanlar Bölgesi olan, o zaman ki ifade ile ise Bursa Çarşısı’nda hayali bir yolculuk yaptık. Bazen, uzun yoldan gelen bir tüccarmışçasına kâh serin Hanların içinde soluklandık, kâh yerli halktan biri olup bezzaz dükkânından birine dalarak fistanlık kumaş aldık, kâh atımızı ya da devemizi hancıya teslim ettik gönül rahatlığıyla Bursa Çarşısında alış veriş yaptık. Eskiden Bursa ticaret ve sosyal hayatında çok önemli bir yeri olan, bizim bu gün Hanlar Bölgesi olarak bildiğimiz Bursa Çarşı’sının hikâyesi işte şu şekilde başlar.
HANLAR BÖLGESİ Prof.Dr. Yusuf Oğuzoğlu anlatıyor. ‘Aslında, ‘Hanlar Bölgesi’ yerine ‘Bursa Çarşısı’ ifadesini kullanmak gerekir. Çünkü o zamanlar hanlar çarşının bir bölümü. Han deyince aslında bizler sanki insanların konakladığı otel şeklinde bir yapı ya da alan düşünürüz. Oysaki Bursa Çarşısı şeklinde ki hanlar, altında dükkânların olduğu, satış yapıldığı, hatta hem üretim hem ticaret hane gibi kullanılan mekânlardı. Kimi hanlarda uzun yoldan gelen misafirlerin dışında, yabancı tüccarlarda kalırlardı. Çünkü o devirlerde bu hanlar korunaklı yerlerdi. O zamanlar bankacılık sistemi yok tabi ki. Dolayısıyla hanlar, sağlam kapıları olan korunaklı yerler olarak rağbet görmekte. Bir de Hancı var. Hancı, aynı zamanda bir korumacı. İnsanlar, hancıya parasını, altınını emanet ediyor. Dışarıda daha riskli bunları taşımak o devirlerde. Hancılar güvenilir olmak zorunda. Çünkü ne kadar güvenilir olursa o kadar yabancı tüccar geliyor. Hancının ve hanın itibarının zedelenmemesi lazım. Eğer bir soygun vs. olur ise insanlar bir daha o hanı tercih etmiyorlar. Burada kalan tüccarlar konaklamanın dışında birde servetinin korunması karşılığında çok para veriyor bu hancılara. Buradan da anlıyoruz ki hanlar zengin tüccarların üst katlarda kaldığı alt kısımlarda ise bir şeylerin satıldığı çarşının tümünü oluşturan kısımlar.’
BURSA’NIN FETHİ Bursa Çarşısının birdenbire oluşmadığını bunun bir sürece tabi olduğunu söyleyen Oğuzoğlu şöyle devam ediyor. ‘Tabii bu çarşı birden bire oluşmamıştır. Önce Osmanlılar 1326 da Pınarbaşı Fetih kapısından şehre giriyor. Hisarda, sarayda bulunan Bizans Tekfuru teslim olduğu için ona zarar vermeden gönderiyorlar. Ve fethin ardından doğal bir süreç olarak hisarın içinde evler yapılmaya başlıyor. Bizans o dönemlerde, 100 yıla yakın bir süre sorun yaşadığı için hisarın içi ihmal edilmiş. Ve tabi o zamanın Bursa’sı antik yönden çok zengin değil. Eğer zengin olsaydı bizlerde bu gün Efes gibi ya da Kütahya’ya bağlı bulunan Arizona’da olduğu gibi (Çavdarhisar ilçesinin antik adı), 6000 kişilik stadyum şeklinde bir esere sahip olurduk mesela. Ki o günkü şartlarda bu stadyum olimpiyatların yapıldığı ve her yerden insanların geldiği ve tıklım tıklım dolan bir alan olarak tarihi kayıtlarda geçer. Tabi o stadyum Roma çağının bir eseri. Aslında Bursa, 1326’da alınmış olmasına rağmen Türk’lerin Bursa’ya gelişleri, fetihten 23 sene evveline dayanır. , 1303 yılında Türkmenler, Söğüt ve çevresinden ve Anadolu’nun başka yerlerinden, bu günkü Yenişehir’den İnegöl yoluna gelinen Dimboz Boğazına gelerek tüm yöre tekfurlarını yenmiştir. Ve artık Türkmenler aynı yıl içine Ulubat Gölü’ne kadar ve Bursa Ovası ile Kestel dahil bir çok yeri denetim altına almışlardır. O devirlerde Bursa verimli topraklara sahip bir alan ve Osman Gazi’de iyi bir önder. Ve insanlar akın akın onun arkasında yol alıyorlar.
KALE İÇİ YERLEŞİMİ Özetle, 1326 daki Bursa fethinden sonrada güvenli bir hisarı olan bu alana, dışarıdan insanlar geliyor evler yapıyorlar. Her yer kısa sürede donatılıyor. Evlerin arasına da kamu binaları yapılıyor. Mesela bu günde var olan, Kavaklı Camii bunlardan biridir. Zamanla Orhan Bey bir medrese yaptırıyor kale içine. Sultan Murat zamanında Lala Şahin Paşa medresesini ve camiini yaptırıyor. Ya da Orhan Beyin ağabeyi Alaaddin Bey adına hamam yaptırılıyor. Hisarın içi böylece doluyor. Bölge geliştikçe civar köylerde halk tabi üretime yöneliyor. Hayvancılık, tarım gelişiyor. Ve tabi insanlar zaman içerisinde bunları pazarlama ihtiyacı duyuyorlar. İnsanlar hayvancılıktan elde ettikleri deriyi satmak istiyorlar, yünü dokumak istiyorlar. Ahiler geliyor dokuma, ipek, kadife yapmak istiyorlar. Artık Ege’nin pamukları, iplikleri bu bölgeye gelmeye başlamış ve çarşıya olan ihtiyaç her geçen gün belli olmaya başlamış. Eski Hisarın içinde de bu mümkün değil, çünkü insanlar uzaklardan develerle, yüklerle, ya da kervanla geliyorlar. İşte o zaman artık hisarın dışında bir yer belirlenmesi gündeme geliyor.
TAHTEL KALE ‘TAHTA KALE’ Öncelikle bugün restore edilen ve ‘Yer Kapı’ denilen yerde, Hisar Kapı’yla Pınarbaşı arasında bulunan bölgenin alt tarafına bir çarşı yapılıyor. Bursa’nın ilk çarşısı oluyor burası. Buna ‘Tahtel Kale’ deniyor. ‘Taht’, ‘alt’ demek Kale altı anlamına geliyor. Halen bu gün Tahtakale olarak bildiğimiz yer böylece oluşturuluyor. Kale kültüründe bu vardır genelde. Kale dibinde bir çarşı oluşturulur. Sonrasında ise artık bunu da aşan bir han fikri doğuyor. Bir imaret yapma fikri gelişiyor. Modern tesislerin gerekliliği fikri doğuyor zamanla. Ve Orhan Bey 1339’da Orhan Camiini yaptırıyor. Bu gün orada bulunmayan bir medrese imaret yaptırıyor. Aynı zamanda bu gün var olan Emir Han’ı da yaptırıyor. Emir Han Bursa’nın ilk bedesteni. Bedesten Farsçadan gelen bir kelime olan Bezzazistan’dan geliyor. Bez satanların kumaş satanların durduğu yer Bedesten. Bakıyoruz ki fetihten 13 sene sonra, Hisar dışında Tahtakale tarafında alışveriş yerleri ve küçük dükkânlar var. Birde Emir Han var. İmaret, camii, medrese artık modern Bursa’nın modern çarşısının çekirdeğinin oluştuğu yer. Sultan Beyazıt zamanında 1390’ların Bursa’sında ise bu açıdan bir atılım olduğunu görüyoruz. Buda tesadüfü değil tabi ki. Çünkü o dönemde bölgede büyük yatırımlar yapılmış. Ulu Camii, Kapalı Çarşı, Yıldırım’daki eserler o döneme ait. Sultan Beyazıt, Emir Han’ın artık küçük kaldığını görerek Büyük Çarşı’yı, Kapalı Çarşı’yı yaptırıyor. Bilindiği gibi, o eski kapalı çarşı, 1958 yangınında yandı maalesef. Büyük Çarşı’nın yapılışının arkasında daha çok yabancı tüccar ve daha çok ürün pazarlama düşüncesi var.
BURSA, BAHARAT YOLU Sultan Beyazıt, ileri görüşlü bir lider ve kumandan. Bursa’yı ve topraklarını büyütme derdinde. O devirde en çok gelir getirecek şey olan, transit ticaret sınırlarını, genişletmek düşüncesinde ve bu düşünceyle güneyde Alanya’yı alıyor. Karamanoğlu’nu kendisine tabi kılıyor. Ve Bursa böylece Ortadoğu’dan gelen baharatın, satış merkezi haline geliyor. Antrepo deniliyor buna. Ara depo anlamında. Osmanlılar 100-150 sene bu şekilde büyük paralar kazanıyorlar. Bu süre zarfında Arap tüccarlar kervanlar buraya geliyorlar. Dünya baharatı ikinci elden, Bursa’dan Avrupa’ya satılıyor. O dönemde Balkanlarda karışıklık hâkim. Ve Yıldırım Beyazıt, Bulgaristan üzerinden Tuna’yı geçerek, Romanya tarafından, Avrupa’ya bir transit yol oluşturuyor. 1390’da bu mantıkla önce Bulgaristan’ı alıyor. Biliyor ki, Tuna nehir taşımacılığı o dönemde hayati önem taşıyor. Tüccarlar Tebriz yerine Bursa’yı tercih ediyorlar. İşte çarşı, bu anlamda önemli. Burada da ecdadın stratejik dehasına tanık oluyoruz.
TİCARETİN MERKEZİ DOĞUYOR Siz çarşıda dükkânı kiralayamazsanız, taştan yapıların kurşun kubbelerin bir anlam taşıması nereye kadar mümkün? Büyük yatırımlar kiraya verilebilecek ki gelir getirsin. Bu yüzden çarşının büyümesi etrafını da donatılması tabii bir durum. Ve zamanla İvaz Paşa Bakırcılar gibi, Kapalı Çarşı’nın etrafına, Osmanlı vezirleri kendi çarşılarını inşa etmeye başlıyorlar. Bursa’da bunlar olurken diğer yandan büyük bir üretim var. Anadolu’da, 1200’lerin başında Ahiliğin kurucusu olarak bilinen Ahi Evren adındaki âlim ve veli bir zatın kurmuş olduğu Ahilik bu dönemde etkili. Selçuklu Türklerinde, dinî ve millî birliğin muhafazasında, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve Osmanlı insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören içtimaî (sosyal) bir teşkilat olan Ahilik oluşumu var. Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden, sosyo-ekonomik bir Türk kurumu. Ahilik teşkilatı sayesinde, Anadolu’da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına, zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başlıyor. Ayrıca ahiler, yaptıkları zaviyelerde, Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraşıyorlar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayılıyor. Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup, kızını ona veriyor. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigâr, ahilerden olup, vezirleri Alâeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idarî ve askerî alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başlıyorlar. Ahilerin; İslam'ın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahip olmak, istişare etmek (karşılıklı danışmak, tartışmak), adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başlıyor. Bu düşüncenin temeli ’En büyük sevap çalışmaktır’ diyerek atılmıştır. Bizim inancımızda boş durmak yok demektedir. Mevlana’nın da ifade ettiği gibi ‘bir âlim bin zahit ten daha değerlidir’ felsefesini benimser. Ahi evren böyle büyük bir bilgin. İnsan yaşayan bir varlıktır ve yaşayan varlığın üretim yapması ve kendini yenilemesi gerekmektedir diyor. Kendiside hayvan derilerini işleyerek kullanılır hale getiren sanatkâr anlamına gelen Debbağ’lık yapıyor. Ve ayrı meslek grupları olmalıdır diyor. İşte bu düşünce o dönemde toplum hayatına da yansımıştır. Böylece Bakırcı, Demirci, Bıçakçı, Kadifeci, Bezzaz, Dokumacı gibi gruplar o dönemde oluşmaya başlıyor ve Hanların yapıldığı bu alanda kendi sokaklarında hepsi bir aradalar. İşte bu çarşıların olduğu alanda böyle ara sokaklar oluşuyor. Hanların arasında, her grup kendi üretimini yapar tüm bunların sıralandığı alana da Uzun Çarşı denir. Bursa’da Uzun çarşı Bedestenden başlayıp bu günkü Buğday Pazarı’na kadar uzanan, Cumhuriyet Caddesi boyunca Tuz Pazarı ve Okçular Çarşısını da içine alan geniş bir alandır. Bir diğer şekliyle Osmanlı’nın kuruluş döneminde bu yatırımlar yapılmış ve bu çarşılar oluşturulmuştur. Fakat bakıyoruz ki Bursa’nın en büyük yatırımları Fatih zamanında ve 2. Beyazıt zamanında. Oysa İstanbul var orada. O tarihlerde Koza Han Pirinç Han yapılıyor. Keza Pirinç Han çok nitelikli bir handır. Ya da Mahmut Paşa Hanı. Büyük hanlardan biridir oda. Bu da gösteriyor ki İstanbul gelişirken imar edilirken, Bursa yine bir ticaret merkezi. Buranın kiralarıyla oradaki eserler imar ediliyor. Örneğin Sultan Beyazıt, bu gün İstanbul’da Beyazıt semtinde olan Beyazıt Camii ve Kulesini Bursa’da ki Pirinç Handan elde edilen kira bedeliyle yaptırmıştır.
HANLARDA VADELİ SATIŞLAR Buda göstermektedir ki Bursa önemini uzun yıllar boyu korumakta. Bunu bursa sicillerinden görüyoruz. Tabi bunun en önemli sebebi de Bursa Çarşı’larının müdavimleri ve Hanlarına uğrayan büyük zengin tüccarlar yani transit ticaret var. Şehrin gelir kaynakları açısından baktığımızda, yerel tüketimden ziyade, bunu zengin tüccarların ödemeleri finanse ediyor. Ve tabi Kadılık sistemi Osmanlı Hukuk sisteminde çok önemli. Vadeli satışlar yapılabiliyor. Ve tabi yabancı tüccarların Osmanlı Devletine olan güveni bu noktada üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer mevzu. İslam devletlerinde devlet hazinesi anlamına gelen Beytül-mal sistemi bu tüccarların haklarını da koruyor. Mesela, burada ölen bir tüccarın malları kayıt altında zapt ediliyor. Aylar sonra bir yakını gelip o malları bulduğunda bir güven duyuyor. Ve bu güven uzun vadede ticarete de yansıyor. Dünyada ve özellikle ticarette güven çok önemli. Bursa güvenli bir yer tüccarlar için.’
GÜNÜMÜZDE HANLAR BÖLGESİ Gelelim günümüze, bu gün Bursa Büyükşehir Belediyesi, bir noktada tarihe sahip çıkıyor ve adım adım yatırımlar yapıyor. Restorasyon çalışmaları devam ediyor. Peki, geleceğe bakmak açısından değerlendirdiğimizde, Bursa bir kongre merkeziyse, bu kongrelere para sahibi insanlar, üst düzey akademisyenler Uluslararası Platformlardan geliyor ve geldiği zaman alışveriş yapıyor. İşte bu noktada, tarihimize sahip çıktığımızda, Bursa’nın turizmine farklı seçimler sunulmuş oluyor. Yanı sıra, kırsal kesim gelişiyor. İşte burada devreye Hanlar Bölgesi girmiş oluyor. Yusuf Oğuzoğlu bu noktada şunları ifade ediyor. ‘Düşünün, bu bölgede Butik Oteller vs. yapıldığını. Artık Bursa’ya, buraya özgün hediyeler almak üzere para yatıracak ve özel otantik mekânlarda kalacak turist geleceğine göre, biz çarşılarımıza da ona göre şekil vermeliyiz. Tabi bu zamanla olacaktır. Bu tablo dışında kalanlar ayıklanacak ve mekânlar düzenlenip mal grupları belirlenecektir. Olması gereken budur. Hanlar Bölgesi restore edildiğinde, İnsanlar oraya ziyarete geldiğinde, Osmanlıya ait Şerbetçi, Döner Kebapçılar, Bıçakçı, Leblebiciler gibi otantik çarşıcıklar, özgün ve küçük yerler görebilmeliler. Orada bulunanlar bu ürünleri hem üretip yapacak, hem satacak. Ancak bu şekilde amacına hizmet eder kanaatindeyim. Bunun senaryosunu çizmek gerekir, resmini bu şekilde görmek gerekir. Bursa kendine güvenmeli bir kimliği olduğunun farkına varmalı. Bursa’nın tek sorunu, bu kimliği tekrar gün yüzüne çıkarmak ve Bursa Fethinden neredeyse 700 yıl sonra artık yeniden eski şah şalı günlerini yaşamaya başlamak.’
Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu’na teşekkür ediyoruz bizlerle bu bilgileri paylaştığı için.
BAŞKAN ALTEPE’NİN GÖRÜŞLERİ Son olarak Hanlar Bölgesinde gelinen nokta şu ki; Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, kentin atar damarları olan Hanlar Bölgesi'nin ayağa kaldırılması adına yapılan çalışmaların devam ettiğini, bu kapsamda Cumhuriyet Caddesi'ndeki sağlık ocağının yıkımını başlattıklarını söyledi. Başkan Altepe, Cumhuriyet Caddesi'ndeki eski sağlık ocağının yıkılmasıyla, bölgenin farklı bir noktadan daha ferahladığını belirterek, yıkımla açılan bu alanda turist otobüslerinin park etmesine imkân sağlanacağını ifade etti. Hanlar Bölgesi'nin en önem verdikleri projeler arasında yer aldığına işaret eden Başkan Altepe, "Kentin en eski bölgesi ve atar damarı olan bu merkezin ayağa kaldırılması, hanlarımızın, çarşılarımızın özgün yapısına kavuşması için 5 yıldır çalışıyoruz. Hanlar Bölgesi Bursa'nın fethinden sonra ilk oluşturulan ticaret ve sosyal yaşam merkezidir. Bu bölgenin kimliği korunurken, yaşayan bir bölge haline gelmesini, kültür ve turizmi ile yaşamasını istiyoruz" dedi. Başkan Altepe, bu çalışmanın Geyve Han, Koza Han Taç Kapı ile Fidan Han'ın da fonksiyonlarını artıracağını sözlerine ekledi.
FUKSAS ‘HANLAR BÖLGESİNİN RUHU APAYRI’ Yine bu bağlamda Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, İtalya ziyaretinde, dünyaca ünlü İtalyan mimar Massimiliano Fuksas’la Hanlar Bölgesi ve çevresine yönelik mimari düzenlemelerle ilgili bilgi alışverişinde bulundu. Tarihi şehirlerdeki mimari yaklaşımların ele alındığı 2,5 saat süren toplantıda, Hanlar Bölgesi’nin geleceğine ve bu bölgede yapılabilecek çalışmalara yönelik fikir alışverişinde bulunuldu. Dünyaca Ünlü Mimar Fuksas, dünyanın en eski ticaret merkezlerinin yer aldığı Bursa’da ki Hanlar Bölgesi’nin ruhunun çok farklı ve etkileyici olduğunu söyledi. Geçtiğimiz aylarda Bursa’ya geldiğinde gezdiği Hanlar Bölgesi’nin kendisini çok etkilediğini belirten Fuksas, “Dünyada birçok yeri gezdim. Ancak bu bölgenin ruhu bana çok farklı geldi. Etkilendim, heyecanlandım ve burası için ne yapabileceğimi düşündüm” şeklinde bu bölgeyle ilgili görüşlerini dile getirirken, Başkan Altepe ve beraberindekilerle Hanlar Bölgesi’ne yönelik mimari düşüncelerini, proje ve yöntemlerini paylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, 2010 yılındaki çalışmalarını dünyadaki tarihi yapıların bulunduğu şehirlere ayıran mimar Fuksas’la yaptıkları görüşmenin yararlı geçtiğini söylerken Hanlar Bölgesi’ne yönelik yaptıkları çalışmaları 6 yıldır sürdürdüklerini ifade eden Başkan Altepe, yeni dönemde de Kütahya ve Eskişehir Hanı ile restorasyonlara yeniden başladıklarını vurgulayarak, “İç Fidan, Galle (Tahıl), Kapan, Şadırvanlı ve Yoğurt Hanları, Gelincik ve Hallaçlar Çarşıları, Davutpaşa ve Reyhan Paşa Hamamları yeni dönemde restorasyonunu planladığımız çalışmalar. Bu değerlere asırlardır sahip olmamıza rağmen yeteri kadar istifade edemiyoruz. Bundan dolayı Bursa’nın sahip olduğu değerlerin daha yaşanılabilir olması ve dünya vitrinine taşınması konusunda alanında uzman kişilerinde görüşlerini alıyoruz. Hanlar Bölgesi bu dönemde hak ettiği konuma ulaşacak” dedi.
SON OLARAK Kentimizin merkezini oluşturan Hanlar Bölgesi, dönemin Osmanlı şehirleri içinde en etkileyici anıtsal yapı gruplarını oluşturmaktadır. İlk ve Orta çağlarda bir yerleşimin kent olabilmesinin en önemli koşulu bir pazar yerinin yani çarşısının olmasıdır. Osmanlı dönemi belgelerine göre şehir; pazar bulunan yer olarak tanımlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin ilk önemli başkenti olan Bursa’da kentin merkezini yine yüzyıllarca çarşı belirlemiştir. Bugün bile Bursa’nın merkezini, altı asır önce yapılmış Bedesten belirlemektedir. İşte şehrimizin merkezinde Hanlar Bölgesi bu denli önemlidir. |