Fatmanur Beken Röportajı
SAĞLIKLI BESLENME ANNE KARNINDA BAŞLIYOR
Son yıllarda hızla artış gösteren kanser vakalarının, yüzde seksen beslenme kaynaklı olduğunu biliyoruz. Konuyla ilgili Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkkan Evrensel ile bir söyleşi yaptık. Beslenmenin, sağlığın korunması, sürdürülmesi ve hastalıklardan koruması açısından son derece önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Türkkan Evrensel şunları söyledi. ‘İnsanlar doğduğu andan itibaren beslenme ihtiyaçları noktasında şanslılar. Anne sütü denilen, son derece kaliteli, son derece hijyenik ve bir çok hastalıklardan koruyu, büyütücü ve sağlığı geliştirici özelliği olan bir gıda ile karşılaşıyorlar. Zaten problem de anne sütünün kullanılmasından sonraki dönmede başlıyor. Anne sütündeki bu hassasiyet, annenin hamilelik döneminde yediklerinin kalitesi oranında ilk günden bebeğe geçebiliyor. Eğer anne hamilelik döneminde bir takım kimyasallara maruz kalmış ise, bu kimyasallar bebek anne karnında iken başlayan bir süreçle, daha sonrada anne sütü kanalıyla bebeğe geçmekte. Mesela, tarımsal alanda kullanılan bir takım böcek öldürücüler, ya da yabani otları öldüren bir takım kimyasallar ile anne temas ettiğinde, giysileriyle ya da cildine veya hava yoluyla bu kimyasallar kana karışıyor. Ve çocuk doğmadan çocuğun bu kimyasallarla tanışmasını sağlıyor. Hatta çocukluk çağı lösemilerinin de bu şekilde oluştuğu düşüncesi hâkim. O yüzden kaliteli gıda ile beslenmek yada gıdanın kaliteli olması, hijyenik olması ve bir takım hastalandırıcı unsurları içermemesi son derece önemli. Sağlıklı beslenme, insan hayatında doğumundan önce başlayan uzun bir maraton.’
GIDANIN MEVCUDİYETİ YETERLİ DEĞİL KALİTESİ DE ÖNEMLİ
Sağlıklı beslenmeye dair bilincin her geçen gün artarak yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Türkkan Evrensel sözlerine şöyle devam etti. ‘Bu bilinç artık eskiye göre yavaş yavaş oluşmakta. Eskiden can boğazdan gelir diye genel bir kanı vardı. Gıdanın kalitesiyle çok ilgilenilmezdi, sadece mevcudiyetiyle ilgilenilirdi. Ancak günümüzde hastalıkların sebeplerinin anlaşılması beslenmenin önemini ortaya koymuştur. Örneğin, kalp hastalıklarının başlıca sebepleri ile ilgili olarak kırmızı et alarmı. Bu konuda bilinç arttıkça gıdayla ilgili detaylarda ön plana çıkıyor. Günümüzde kitle iletişim araçları sayesinde herkes belli gıdaların tüketiminin hastalıklara yol açabileceği konusunda bilgi sahibi. Ancak detaylar yeni yeni anlaşılabiliyor. Yine bir örnek vermek gerekirse, meyve sağlıklı bir gıda, bunu biliyorsunuz. Ancak üretim aşamalarında sağlıklı bir takım ortamlarda yetiştirilmemişse burada durmak ve düşünmek gerekir. Hasat zamanı, ilaç atılmasından sonraki uygun zamanlarda yapılmamış ise, siz o gıdadaki bütün olumsuzlukları kendi bedeninizde taşıyorsunuz. Bir günde, iki günde etki etmeyen bu gıda yıllar içerisinde kişiyi hasta edebiliyor. Bu hastalıklardan bir tanesi de benim uzmanlık alanım olan kanser.’
GIDALARLA SAĞLIĞIMIZI NASIL KORUYABİLİRİZ?
Kanserin beslenme çeşitleri ile ya da beslenme tarzıyla ilişkisi olduğuna dikkat çeken Evrensel, bilinen bu gerçeğin göz ardı edilemeyeceğini , ‘Sağlıklı Beslenme’ denen konsepte uygun olarak gıda tüketimi yapıldığında, kansere yakalanma oranında belli bir düşüş kaydedilebileceği bilgisini verdi. Bunun içeriğini doldurmak gerekirse, öncelikle günde en az üç ya da dört öğüne bölünmüş şekilde sebze ve meyve yenmesi gerektiğini söyleyen Evrensel, içerisinde lif ya da posa içeren gıdaların tüketilmesi gerektiğini önemle belirterek şöyle devam etti.
‘Örneğin, tam rafine olmayan undan yapılmış gıdalar tüketilmeli. Zaten meyvelerin sebzelerin kendisinde de lifler var. Bu yolla sağlığımız için gerekli olan, vücudun ihtiyaçları arasında yer alan, eser elementleri, vitaminleri, büyümek için gereken bir takım asitleri alabiliyorsunuz. Bunların yanında yağlı tohumlar var fasulye, nohut gibi. Ya da ceviz, badem, fındık gibi birtakım tohumlar var. Bunları da mümkün olduğu kadar işlem görmemiş haliyle tüketmek gerekli. Birde tabi proteinler kısmı var. Proteinler biliyorsunuz hayvansal gıdalardan alınmak zorunda. İnsan beslenmesinde vejeteryan beslenmek sağlını bozucu bir unsurdur. Otçullar gibi, ot yiyerek ete çeviremeyen insan yapısının hayvansal gıdaları mutlaka tüketmesi gerekiyor. Bunu kendi vücudumuz yapamaz o yüzden bazı yapı taşlarını dışarıdan almamız gerekiyor. Bunun içinde yoğurt, yumurta, et, süt ve süt ürünlerini mutlaka tüketmemiz gerekiyor. Ancak bunlarında belli bir dengede olması gerekiyor. Mesela kırmızı et ve hayvansal doymuş yağı olabildiğince düşürmemiz gerekiyor. Dengeli beslenmede, beyaz ve kırmızı et yağsız seçilerek tüketilir ise, sağlıklı beslenmenin kurallarına uyulmuş olur. Kırmızı et, demirin vücutta kullanılması ve özellikle çocukların büyümesinde son derece önemli bir gıda, bunu unutmamak gerekir. Bizler bu konuda son derece şanslı bir coğrafyada yaşıyoruz. Her türlü meyve sebze ve hayvansal gıdalara ulaşabileceğimiz bir coğrafya Türkiye. Ve de dünya fiyatlarına baktığımızda bu ürünlere ulaşmakta daha avantajlıyız. Amerika’da, Avrupa’da kinin aksine sebze ve meyveye çabuk ulaşabildiğimiz için bizim temel gıdamız gibi algılanmıyor. Sağlığımız koruyacak gıdalar arasında saymadığımız sebzeyi, bazı kültürel ifadelerle yemekten bile saymayabiliyoruz. Eğer et yok ise o yemek sayılmaz denir ülkemizde birçok bölgede. Oysa ki bu bir yanılgı. Akdeniz ve Ege mutfağında sadece bu bilinç var. Yine sağlıklı beslenmenin ana unsurlarından biride zeytinyağı, bunu da mutlaka ifade etmek gerek.’
FAST FOOD BESLENME
SAĞLIKSIZ BESLENMENİN MODERN TARİFİ
Yine son yıllarda giderek artan obezite ve fast food beslenmeye dair görüşlerini sorduğumuz Prof Dr. Türkkan Evrensel çok çarpıcı bir cümle kurarak ‘sağlıklı beslenme ne değildir diye sorarsanız fast food beslenmedir diyebiliriz’ dedi. Çünkü lifsiz bir hamur içerisinde yüksek kolesterollü çok kaliteli olmayan bir et yiyorsunuz. Yanına yağ oranını arttırıcı bir takım soslar ve kimyasallar konuyor. İçinde sadece küçük bir marul parçası var ve yanında yüksek kalorili bir içecekle yine yağı emmiş bir patates kızartması eşliğinde bu tüketiliyor. Amerika’da ve Avrupa’da ki kalp damar hastalıklarının ve hiper tansiyonun en önemli kaynağı ve çocukluk yaşlarda artan obezitenin en önemli faktörlerinden biri fast food beslenme. Dünya bu beslenme şeklinden kurtulmaya çalışıyor. Okul kantinlerine fast food sokmuyorlar. Ancak gelişmiş ülkeyi taklit etme özentisinden kaynaklanan bu beslenme şekli maalesef ki ülkemizde oldukça yaygın. Bizler, genç neslimizi bu tarz beslenmeden korumamız ve yeni bir bilinç geliştirmemiz gerekiyor.
GIDANIN KALİTESİ SAĞLIKLI BESLENMEDE ÇOK ÖNEMLİ
Gıdanın kalitesi sağlıklı beslenmede çok önemli yer tutuyor. Üretim şartları sağlıklı değil ise tükettiğimiz sebze, meyve ve proteinler, bizi hastalandıracak bir takım unsurları da zaman içerisinde beraberinde getiriyor. Konuya dair Prof. Dr. Türkkan Evrensel şunları anlattı. ‘Diyelim ki inek sahibi bir işletmeci ucuz olması açısından hayvanına küflü tahıl ürünleri veriyor. Ya da iyi koşullarda saklanmamış bir takım otlarla besliyor. İyi saklanmamış otlar ve küflü tahılların üzerinde bir takım mantarlar ürüyor. Ve bu mantar afra toksin denen bir zehir üretiyor. Bu zehirde insanda karaciğer kanseri yapıyor. Şimdi siz bu küflü tahılda oluşmuş afra toksinli gıdayı ineğe yediriyorsunuz. Ve bu inek sağıldığında sütü pazarlanıyor. Tabi bunları tetkik eden gıda kontrol laboratuarları var fakat henüz yaygınlaşmış değil. Ancak ihraç edilen ürünlerde bu tetkikler mutlaka yapılıyor. İşte siz, bu süt ile dondurma, yoğurt yapıldığında ya da süt olarak tüketildiğinde bu afra toksini alıyorsunuz. Uzun vadede bunun olumsuz tehdidi ile karşılaşıyorsunuz. Yıllar sonra karaciğer kanserine yakalandığınızda sebeplerini sorgulamaya başlıyorsunuz. Bunu denetleyecek mekanizmalar ülkemizde oluşmaya başladı. Fakat tamamen yaygınlaşmadı.’
ÇİFTÇİMİZ BİLİNÇLENDİRİLMELİ
Gündemde sıcaklığını koruyan bir konuda ülkemizde antibiyotiklere erişimin çok kolay oluşu. Bu insan beslenmesinde ve tedavisinde söz konusu olduğu gibi hayvancılık ve tarım sektöründe de durum aynı. Hayvanın üretim ve beslenme aşamasında, ya da meyve, sebzelerin üretim ve hasat aşamasında eğitilmeyen ya da denetlemeyen çiftçinin, reçetesiz kullandığı kimyasallarla takviye ettiği ürünlerini, eşik değere dikkat etmeden pazara sürüyor olması ve halkın bu şekilde kimyasallara maruz kalması önüne geçilemez bir yapı bu gün. Oysaki iyi tarım uygulamaları ile gıda kaynaklı kanser vakalarının önüne geçilebilmesi mümkün.
Evrensel, sistematik bir şekilde aslında olması gerekeni şu şekilde özetliyor. ‘ Ziraat mühendisi çiftçiye reçetesini yazar. Bu ilaçların miktarı vs. ile ilgili eğitilen çiftçimiz bu ilacı kullanır ve hasat zamanını da Tarım İl Müdürlüğüne bildirir. Uygun şartlar oluşmuş ise Tarım İl Müdürlüğü hasada izin verir. Böylece iyi tarım uygulaması gündeme gelebilir. Gıda güvenliği bir noktada sağlanmış olur.’
GIDA GÜVENLİĞİ ULUSAL BİR MESELE
Bunun dışında hava kirliliği var bu konuda da farklı tedbirler almak ve özenli olmak gerekli. Çünkü kimyasallar, hava yoluyla gıdaların üzerine yapışabiliyor toprağı kirletebiliyorlar. Gıdayı olumsuz yönde etkiliyorlar.
Tabi çevre kirliliğinin de gıda güvenliğinde çok önemli rolü var. Örneğin atık suların bırakıldığı derelerden yapılan sulama ile tarım alanları birçok kimyasala maruz kalabilmekte ve kansorajen maddeler bir şekilde gıda yoluyla vücuda alınabilmekte. Bu yüzden atık suların çevreye bırakılması ancak işlemden geçtikten sonra olmalı. Bu noktada arıtma tesislerinin önemi gündeme geliyor.
Konunun geneline baktığımızda ve beslenme ve kanser dediğimizde aslında toplumun her kesimi bu konularda pay sahibi;
Sivil toplum kuruluşları, vatandaş, sanayici, çiftçi, belediye, medya.
Her biri gıda güvenliği ile ilgili bir bilincin oluşturulmasında etken rol üstleniyor.
Maalesef insanımız hastalandığında sorgulamayı seçiyor. Önceden alınacak tedbirler noktasında yeni yeni bilinç gelişmekte.
ORGANİK TARIM = İYİ TARIM UYGULAMALARI
Son yıllarda organik tarım ve organik et kavramları kullanılmakta. Ürün tohumundan tüketimine kadar kimyasalla karşılaşmadan tüketiciye sunuluyor. Bunda temel problem verim düşük, ürün pahalı. Fakat iyi tarım uygulamalarını hayata geçirebilirsek bu konuda bir aşama kaydetmiş oluruz. Yasal boşlukların doldurulması sonrasında da önemli ölçüde sıkıntı çözülecektir.
Türkkan Evrensel son olarak üzerinde hassasiyetle durarak, insanların son derece basit bir şekilde sağlıklarını gıda yöntemiyle koruyabileceklerini belirtti. Kanser vakalarının, yüzde otuz ila kırk oranında, çocukluk çağından itibaren ‘Sağlıklı Beslenme Konsepti’ne uygun olarak hareket edildiğinde, önlenebileceğine dikkat çekti ve şunları söyledi. ‘Kanserojen maddelerin yüzde seksenini biz gıda yoluyla alıyoruz. Kalan yüzde yirmisini solunum yoluyla ya da cilt yoluyla alıyoruz. Şu anda en önemli kansorajen biliyorsunuz sigara. Onunla ilgili çok ciddi yol aldık. Avrupa’dan ilerdeyiz diyebiliriz. Sigara yasağını kesinlikle destekliyorum. Son derece önemli ve halk sağlığını ilgilendiren bir konu bu.’
Genetik olarak kansere yakalanma oranı ise yüzde on kadardır. Bunun yanında çevresel faktörlerden dolayı gıdasına özen gösteren insanlarda kansere yakalanabilirler. Önemli olan ulusal bir bilinç oluşturup riski en aza indirebilmek.
SAĞLIKLI BESLENMEDE TUZ TÜKETİMİNE DİKKAT
Gıdamıza dikkat ettiğimizde sadece kanser değil, kalp damar hastalıklarından, eklem romatizmalarından, aşırı kilodan ve kilonun getirdiği hastalıklardan da korunmuş oluyoruz. Özetle, topyekûn sağlığın korunması açısından et, süt ve yumurta, vs. her birinin sağlıklı olması gerekir.
Yine dikkat edilmesi gerek en önemli bir detay tuz tüketimi. Tuz bilinen bir kanserojen ve mide kanserinin sebeplerinden bir tanesi. Tabi bizde geleneksel ağız tatları var. Salamuralar, turşular, sucuklar, kavurmalar. Buzdolabının olmadığı dönemlerden kalarak, gıdayı ve eti saklama çeşitleri olarak karşımıza geliyor. Fakat artık biliniyor ki yüksek oranda tuz tüketimi hiper tansiyona yol açıyor. Hayvansal doymuş yağlar, tuz ve şeker, sağlıklı beslenme dediğimizde az tüketilmesi gereken gıdalar arasında yerini almakta. Lifli gıdalar beslenmede çok önemli. Ve yine gıdaların pişirme şekli çok önemli. Yüksek derecede ve defalarca kullanılmış yağda pişirilmesi o gıdanın kalitesini bozuyor. Kısık ateşte ve yakmadan pişirmek önemli.
Geleneksel damak tatlarımızdan mangalda ise en kritik nokta şöyle. Izgara yapılan etten düşen yağın, ateşe damlayıp geri çıkmaması ve etin ateşe uzak tutulup yanmasının önlenmesi. Son yıllarda oluşturulan aparatlarla bu mümkün…
TÜRK KANSER SAVAŞ VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ BURSA ŞUBE BAŞKANI
Prof. Dr. Türkkan EVRENSEL
Tıbbi Onkoloji BD Öğretim Üyesi |