1627 TARİHLİ SİCİL KAYITLARINA GÖRE BURSA’DAKİ EV YAŞAMININ MADDÎ KÜLTÜR BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Yusuf OĞUZOĞLU
Bilimsel düşüncenin gelişmesi ve uluslararası topluluğun bilinçlenmesi sayesinde kültür kavramı genişlemiştir. Kültür, bir toplumu ya da toplumsal grubu niteleyen maddi-manevi, düşünsel-duygusal özelliklerin tümünü kapsar hale gelmiştir. Artık bu kavram, sanatın ve edebiyatın ötesinde, yaşam biçimlerini, üretim tarzlarını, temel insan haklarını, gelenekleri ve kişisel ya da grupsal inançları kapsamaktadır. Tarihsel bağlamda ise kültür, bir toplumun zaman içinde tüm yarattıklarını ve yaratmaya devam ettiklerini içerir. Bu noktada, bireylerin kolektif duyarlığı ile hayal gücü önem kazanmaktadır.
Kültürel mirasın nesnel bir öğesi olan tarihî çevre giderek önem kazanmaktadır. “tarihi ve kültürel çevre” artık genel “çevre” kavramı içinde yer almaktadır. Her toplumun değişik evrelerde yarattığı kent mekânları, kültürün maddesel kalıntılarını oluşturur. Toplumsal, ekonomik ve kültürel birikimin simgeleştiği tarihi çevre geçmişten günümüze uzanan maddi ve manevi değerler sürecini günümüze taşımaktadır.
Tarihsel çevrenin korunması, bireylere sağlıklı bir tarih bilinci kazandırmak için gereklidir. Kültürel kalıtımın gerçekleşmesine tarihsel geçmişin izlerini taşıyan bir çevre katkı yapar. Koruma, aynı zamanda kültür turizmi için de gereklidir. Bu bağlamda, korunacak varlık ya da yerlerin önceliğini turistin beğenisi saptamaktadır.
Günümüz Türkiyesi’nde çevre duyarlılığı giderek artmakta, tarihsel mekânların restorasyonu çalışmaları yoğunlaşmaktadır. Safranbolu, Beypazarı gibi özgün yöreler daha çok tercih edilir hale gelmiştir.
Tarihsel mekânlara duyulan bu ilgide, geçmişe duyulan özlemden öte, yoğun bir nüfusu barındıran kentlerde gökdelenlerin kuşatmaya başladığı mekânlardan, huzura, estetiğe ve geçmişin gizemine sığınmak istemenin de payı olmalıdır.
Bu bağlamda, Bursa gibi bir tarihte önemli rol oynamış bir kentin geçmişin görkemli izlerini koruyan dokusunu yaşatmak aynı zamanda geleceğe karşı bir sorumluluktur. Tarihi eserler, geçmişin herhangi bir kesitinde inşa edilmişlerdir. Yüzyılların içinden, hem yapı olarak, hem de işlevsel olarak geçerek günümüze kadar ulaşmışlardır. Yani “Tarihi eserlerin aslı bizzat tarihin içindedir”. Bu noktada, tarih biliminin araştırma yöntemleri ve kaynaklarını çözme ve değerlendirme becerisi sayesinde, bu eserlerin hem çevresel dokusu, hem de bizzat kendilerine-iç donanımlarına ilişkin veriler sağlamamız mümkündür. Bu bilgiler yapılacak restorasyon çalışmaları için de ihmal edilmemesi gereken bir değer olarak önemsenmelidir .
DEVAM EDECEK...