Zaman hayli ilerledi. İş merkezi neredeyse kapanacak.
Yoğun çalışma temposu içinde neyi unutmak istiyor ki insan? Ya da neyi unutuyor farkında olmadan?
Bir telaş ki yaşama dair…
Bir nefeslik mola ve bir acı Türk kahvesi…
Bir diğer yandan müziğinin dinlendiren tınıları…
Geçmesin günümüz sevgilim yasla… O güzel başını göğsüme yasla…
Birden aklıma düşüyor yarın 14 Şubat diyorum; Sevgililer günü… ????
Kalem yazıyor...
Hikâyeye göre Eski Roma’da Aziz Valentino, sevdiklerini bırakamadıkları için orduya yazılmayan gençleri gizlice evlendirdiği ortaya çıktığında idam edilir. Çünkü Roma imparatoru evliliği yasaklamıştır. Valentino’nun anısına doğduğu söylenir bu fikrin.
Gülümsüyorum kendi yansımama.
Bir güne sığdırılır mı sevgi diye soruyorum ardından?
Değil bir güne, yüreğe sığdırmak mümkün mü sevgiyi, söylemeden, dile getirmeden, haykırmadan?
Nedir sevgi?
Günübirlik ilişkilerin kirlettiği o aziz duygu.
Lale devri çocuklarına has, karşılıksız, katıksız…
Kimdir sevgili?
Sende olan, sende yaşayan, sana anlam katan, seni sen yapan, konuşmadan anlayan, yanı başındayken özlediğin. Sonsuz uzaklıkta bile an kadar yakın mesafede içinde, yüreğinde, fikrinde, zikrinde olan. Sesiyle ilaç, sözüyle merhem olan. Menfaatsiz sevebilen, uykusunu bölebilen, gel dediğinde gelebilen, sar dediğinde sarabilen. Yetebilen, yetmeye gayret eden. Vefayı utandıran, cefayı kıskandıran, sefayı hiçe sayan. Gururu alt üst eden. Mantığı ters yüz eden…
Yaradılışın gayesi değil mi sevmek?
Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sever değil miyiz?
Adem ve Havva’ ya pay edilen bu eşsiz duyguyu nasıl oluyor da ucuzca harcıyor tüketiyoruz?
Şimdi sormak lazzım değil mi? Sevgililer günü bir alışveriş çılgınlığı mı olmalı?
Yoksa sevgililer günü, içimize dönüp sorduğumuzda öz benliğimizi doyuran en yoğun sevdaya sarıldığımız gün mü olmalı?
Beşeri sevgilerden yolu geçen ve sonunda sevginin asıl kaynağına ulaşan Mecnun, Züleyha?
Onlar nasıl sevdiler?
Nasıl eti kemiği geçtiler de, bambaşka bir boyutta yeniden şekillendirdiler sevdalarını?
Bir insanı sevmek?
İnsan olarak apayrı…
Ya ruhsal bütünlük?
Sevgiyi sürekli kılan saygı esası?
Yitirildikten sonra değeri anlaşılan var oluşun kıymeti?
Ve her nefeste su gibi, ekmek gibi açlığını hissettiren bu muazzam duygu yoğunluğunun, insan hücrelerine kadar nüfuz eden tarifi mümkün olmayan yaşam enerjisi…
Yokluğuyla solduran, varlığıyla besleyen olgu...
İskender Pala’nın Od’un da Sitare’ye yangın Yunus’u Yunus yapan hasretin adı.
Keza farklı bir boyutta; Gece karanlığı gözleriyle aynı renk elbisesinde, Şems’i, Mevlana’ya Şems yapan aşkın adı…
Sevginin diğer tanımı nedir?
Dokunmak mı? Hissetmek mi? Aynı yoldan yürümek mi? Aynı yöne bakabilmek mi? Aynı Allah’a inanmak mı? Aynı sırra ayan olmak mı?
Ve dahi farklı kutuplarda bile olsa yeşertebilmek mi filiz filiz sevdayı…
Sen seçeceksin...
Sen anlamlandıracaksın
Sen paha biçeceksin
Adını sen koyacaksın
Sahip çıkacaksın sevgiye, sevgiliye
Sor içine
Konuş, danış
Ve
Ardından dön kendine
Söyle sevdiğini sevdiğine…
Ucuzlatma hazineni
Sevgi sadece o hazinede barınır. En mahrem yerinde.
Göğüs kafesinin arkasında saklanarak…
Unutma! Yüreğinde…
Sevgiyle kalın…