Haziran 1981’de Multinational Monitor dergisinde Türkiye hakkında yazdığı makaleye Matthew Rothschild şu başlığı koymuştu ‘after the tanks, come the bank’ yani tanklar gidince bankalar gelir. Bunu anlatmak için de uzun uzadıya askeri rejimden sonra gelen Özal hükümetinin batı yanlısı politikalar ile ülkesini cazip hale getirmeye çalıştığını ve askerin buna karşı koyamadığından bahsederek şöyle diyordu; ‘batıdan yardımlar aktarılır, IMF emirlerini sıralar ve generaller toplumu kontrol ederken, işler bir süre daha bu şekilde devam edeceğe benzemektedir...’. Bizim alışageldiğimiz yönetim şekli bu idi son 30 yıldır. Fakat şimdilerde durum değişti. Artık emirler Ankarada doğrudan uygulanmıyor. Toplumu kontrol eden generaller de kalmadı. Peki bu yazının sonrasına ‘bankalardan sonra’ kim gelir diye yazmak gerekir? Şurası bir hakikat ki gerçekleştirilen yönetim tarzı emir almak için yeterli zemin oluşturmamaktadır, bu yüzdendir ki bir süredir istikrar korunmaktadır. Peki bu böyle sürebilir mi?
Bankalardan sonra kim gelir?
Dünyada 2009dan bu yana çok önemli bir mali problem yaşanıyor. Bu problem bizi diğer ülkelerden daha az etkiliyor. Peki bu durumu biz sürdürebilir miyiz?
Görünen o ki bunu sürdürmemiz pek o kadar kolay değil. Geçen yıl ağlayıp sızlanan bankacılık sektörü en yüksek kârını yaptığını açıkladı. Bu durumda bankaların ekonomideki hakimiyetlerinin devam ettiği söylenebilir. Bizim dikkatimiz Arap baharına çevrilmişken yine yüksek faiz oranları ile bankacıların elinde oyuncak olduk. İran, Suriye ve diğer ülkelerdeki sorunları bahane eden bankalar parayı yine en yüksek maliyetten piyasaya sürdüler. Bu durumda yeterli büyümü sağlayabilir miyiz? Çok zor. Çünkü kazandığımız paradan çok önemli miktarı bankacılara verdik. Banka’ların bu hakimiyeti sürdükçe de bankalardan başka kimse bu alana giremez, tanklar girmedikçe. Bankaların bir panzehiri sermayenin tabana yayılmasıdır. Sermaye tabana yayılırken bankacılık sistemi ile yayılabilir doğal olarak. Fakat burada piyasa koşulları o şekilde oluşturulmalı ki bankaların kıskacından parayı kurtarmalıyız. Paraya ulaşmak zor oldukça maliyeti yüksek olacaktır. Peki üretimlerimiz arttığı halde para neden halen pahalıdır? Çünkü para halen bizim kontrolümüz dışındadır.
Para akışına müdahale edebilir miyiz?
Buna cevap verebilmek için makro ekonomiyi iyi bilmek gerekir ki bu benim uzmanlığım dışındadır. Mikro ekonomi ile de uğraşmıyorum. Fakat sanayi ve kobi’ler çalışma alanımdadır. Sanayinin ve Kobi’lerin taleplerini dile getirebilirim.
Öncelikli olarak KOSGEB destekli kredilendirmelerin az da olsa kriz döneminde ekonomiye can suyu kattığını söyleyebilirim. Buna karşılık özelleştirmelerin ise moral gücü ve bütçe açıkları haricinde bir değeri olduğunu düşünmüyorum. Peki paranın yönünü para ile dönüştürmek mümkün müdür? Bence paranın sahibi siz değilseniz bunu yapmanız neredeyse imkansızdır. Paranın yönünün para ile değil ama size ait kurallar ile değiştirebilirsiniz. Nedir o kurallar?
Sanayinin yeniden yapılanması, enerji kaynakları ve enerji maliyetleri, tüketimin yönlendirilmesi, ulaştırma, yatırımlar v.b. pek çok alandaki verilecek kararlar bu kuralları oluşturur. Eğer siz ekonomiye parasal değerler ile müdahale ederseniz bu kurallar da ekonomiye göre hizaya gelir. Ama önce bu kuralları belirler iseniz o zamanda bankaların yerini reel ekonomi alır. İşte o zaman kendi otomobilinizi üretebilirsiniz, kendi enerji kaynaklarınızı günyüzüne çıkarabilirsiniz, kendi insanınıza iş bulabilirsiniz ve kendiniz olursunuz.
30 yılda bu ülkede çok şey değişti. Tanklar gitti bankalar geldi. Şimdi artık değişimde yeni bir aşama olması lazım, bankaların yerine reel ekonomiyi bulmak istiyoruz. Bunun için ise ekonomiye ve politikaya hakim olmak gerekli. Sizce bu değişimi yapabilecek miyiz?