ÜSTÜMÜZDEKİ ÖLÜ TOPRAĞINI ATALIM
Sevgili okurlar biz kimiz nerden geldik? Nereye gidiyoruz? Nasıl anne babanın çocuklarıyız? Geçmişimizi bu kadar’ mı unuttuk ki, sürekli taklitçi bir zihniyet içinden yaşıyoruz.
Çalışmadan zengin olmak, acı çekmeden rahata konmak, yolu bitirmek, soru çözmeden sınavı kazanmak, emeklemeden yürümek, güvenmeden güvenilmek, sevmeden sevilmek, dinlemeden dinlenilmek, değer vermeden değer verilmek istiyoruz.
Anlayacağınız çalışmadan kazanmak istiyoruz. Peki, çalışmadan kazınılan şeyin değeri olur mu? Bir çabamız olmadığı için, değeri de hiçbir zaman olmaz.
Yahudiler ticaret yaparken mal alırken sordukları sorulardan bir tanesi şu dur değerli okurlar.
-Kuzim sen malı kendi çabalarınla mı aldın, yoksa miras mı kaldı?
‘Kendi çabalarımla aldım’ dediğin zaman…
-Anlaşamayacağız biz senle kuzim Diyor, ‘Miras kaldı’ dediğinde ise,
-Biz senle anlaşacağiz kuzim. Diyorlar…
Çalışmadan kazınılan şeyin değeri hiçbir zaman yoktur. Atasözündeki söylenildiği gibi haydan gelen huya gider.
Geriye dönüp baktığımızda ise annelerimiz, babalarımız, dedelerimizin ne zorluklarla sahip olduklarını bir çırpıda hemen satıp savuruyoruz.
Kendimize dahi, miras olarak bırakılan bu bedenin değerini bilmiyoruz.
Tembellikten neler icat edeceğimizi şaşırmış durumdayız.
Dedemin bana bir sohbetinde, kendi babasının yemende askerlik yaptığını ve askerden gelirken Bursa’ya üç ayda yürüme geldiğini anlattığını hatırlıyorum.
Bende meraklı meraklı dinledim çok şaşırmıştım.
Şimdi ise bunu imkânsız olarak düşünüyorum. Elimizden gelse lavaboya bile araçla gitmeye çalıştığımız bu günlerde adeta komik geliyor.
Geçmiş zamanın gerçekleri bunlar. O zamanları unutmuş durumdayız.
Eşimizi dostumuzu gördüğümüz zaman görmezden gelmeye çalışıyoruz. Gördüğünde ise aman Allah’ım yine yakalandık diyoruz.
Geleneksel sağlıklı yemeklerimizi bırakıp ne olduğu bilinmeyen sağlıksız şartlarda yapılan Fast food yiyecekleri tüketmeye başladık.
Obez olmak için çalışıyoruz.
Yedi yüz yıllık geçmişi olan Osmanlı torunlarıyız ama Hollywood sinemasının esiri olmuş durumdayız.
Televizyon programlarında ise tarihle, kültürle uzaktan yakından alakası olmayan evlenme programı ve saçma sapan diziler izliyoruz.
İki yüz yıllık geçmişi olmayanlar, medeniyeti son elli yılda görenler bize medeniyet dersleri vermeye çalışıyorlar.
Biz ne yapıyoruz? Birbirimizi kandırmak için zaman kolluyoruz.
Samimiyetsizlik, birbirimizin arkasından konuşma, birbirimizi kıskanma, gösteriş yapma ve makyaj peşindeyiz.
Kendi yetiştirdiğimiz çocuğumuz bizi dövüyor.
Kendi yetiştirdiğimiz çocuğumuz bize aman Allah’ım ne zaman ölecek bu diye bakıyor veya öldürmeye çalışıyor.
Televizyondan gözünü ayıramayan internet sitelerinde vurmalı kırmalı oyunlar oynayan çocuklarımız.
Bizim zaman ayırmadığımız yanlış yetiştirdiğimiz çocuklarımız.
Babalarına peder, cennetin ayakları altında olduğuna inanılan annelerine, ‘Sen ne bilirsin’ diyen, bir bardak su istediğimizde getirmeyen adeta kölesi olduğumuz, bilmeden kötülük yaptığımız çocuklarımız.
Bizden görerek diziler magazin evlenme programlarından başka hiçbir şey izleyemeyen çocuklarımız.
Elimize bir kitap alıp okuyarak, onları teşvik etmeye çalışmadığımız çocuklarımız.
Üzülerek paylaşmak istediğim şu istatiksel bilgiye bakın değerli okurlar.
Türkiye kitap okuma sıralamasında 35 ülkenin içinde 28. Sırada % 40’ımız ise bırakın kitap okumayı kütüphane yüzü görmemiş.
Bizi sanal dünyaya internet ve televizyona mahkûm edip uyuturken kendileri icat yapıyorlar teknolojisini geliştirip ticaret anlaşmaları yapıyorlar.
Bize, ‘Silah kullanmayın idamı kaldırın’ diye nutuk atıp kendileri en teknolojik ve kimyasal silahlar yapıp, bizim hakkımızda hüküm verip, mahkûm edip, kendi halimize bırakıp, yeraltı kaynaklarımızı sömürüyorlar.
Batıda bölgemizi vatan millet Sakarya diyerek galeyana getiren, doğuda ve güneydoğuda ise çaresiz insanlarımızı kandırıp ölümlerine sebep olan, kendilerini ezilmiş insanların temsilcisi olarak gösterip, lüks yaşantı içinde olanlara ödüller verenleri görelim artık.
Fiziksel güçten yoksun kadınlarımız eşleri arkadaşları veya aileleri tarafından bazen töre uğruna bazen reddedilmekten şiddete maruz kalıyor bazen öldüresiye dövülüyor bazen bıçaklanıyor bazen öldürülüyor.
Biz böyle inşalar değiliz, aslımız bu değil, korumasız zavallı kadınları korumak kollamak yerine adeta hüküm verip Azrail’i oluyoruz.
Biz ne zaman uyanacağız ne zaman bu büyü bozulacak ne zaman bu sanal esaretten kurtulacağız?
En bilge ve bilim adamlarımızı tanımayan, popçuların, sinema sanatçılarının şeceresini bilen, beş yaşındaki çocuğumuzun bile elinde gereksiz cep telefonu olan, tembel, günlük yaşayan ve uyutulan toplum ne zaman uyanacak?
Bilinçli, güler yüzlü, samimi, dürüst, güvenilir, atasını unutmayan, geçmişiyle gurur duyan, insanları seven Osmanlı torunları alarak uyanalım.
Kıyameti kötülerin üzerine kopartalım.
Üstümüzdeki ölü toprağını atalım.
Mutlu, huzurlu, umutlu, kardeşçe, özgürce, insanca barış dolu yarınlar dileğiyle Sağlıcakla kalın…